3 Kasım 2017 Cuma

Diş

Düşündüm de keşke benim annemin de bir bloğu olsaymış. Ben doğmadan önce neler yapardı, benim doğumumla hayatı nasıl değişti, nelerden hoşlanırdı, beni büyütürken ne durumlarla karşılaştı, yaşı ilerledikçe hayata bakışı nasıl değişti okuyup öğrenirdim ne güzel. Ne tam fotoğraf albümü gibi, ne tam tarif defteri, ne de anı defteri gibi. Hepsi birden. Bu nedenle ben de bloğumu oğluma adamaya karar verdim. 

Belli başlı tarihleri online takvimime not ediyorum ancak bunları detaylı olarak yazdığım bir defterim yok. Bu sayede bloguma daha duzenli vakit ayırmış olurum hem de :) Bi taş iki kuş hesabı :)

Şu an servisteyim. İşten eve dönüş yolundayım. Sanırım bundan sonra serviste daha çok post hazırlayacağım. Çünkü Buca-Bornova çevre yolunda neredeyse her gün iş çıkışı saatlerinde trafik sıkışıklığı olmaya başladı. Güzelim trafiksiz İzmir'imde de artık trafik problemi var yani :( Eve ulaşmam bazı günler bir buçuk saati buluyor (normal şartlarda 15dk). Artık hava karardığı için kitap da okuyamıyorum. Post hazırlamak belki bu sıkıcı yolculuğu eğlenceli hale getirebilir :)

Aslında bu yazıya vesile olan online takvimimdeki 27 Eylül'deki "diş <3" notuydu. Şimdi konumuza geri döneyim o vakit :)


Fehmi beş buçuk aylıkken alttan iki dişini çıkardı. Salya miktarı bu dönemde tavan yaptı. Ara ara minik minik ateşi çıktı ama ilaç vermeyi gerektirecek kadar olmadı çok şükür.  Diş kaşıyıcılarımız salatalik ve havuç oldu. Ama dişler birazcık çıktıktan sonra bu ikisi çok tehlikeli olmaya başlıyor. Minik minik tırtıkladığı için artık parçalar kopabiliyor ve boğazına kaçabiliyor. O nedenle artık vermiyoruz. 

Şimdilerde 6,5 aylık oldu ve salyası yine artmaya başladı. Önlüğünü takar takmaz su içinde kalıyor. Yeni dişlerin mi habercisi bilemiyorum :)

Bir sonraki Fehmi'ye dair yazım, hayatımızdaki dönüm noktalarından biri olan ek gıda konusu olucak sanırım. Zira onunla yatıp onunla kalkıyoruz. Google yakında dile gelip yeter diycek diye korkmuyor değilim :)

Sevgiler
Gonca

1 Ekim 2017 Pazar

DIY - Bebek Pantolonu


Büyüklerin söylediği bir söz var, çocukların yediği helal, giydiği haram diye. Bizzat yaşadım ve yaşamaya da devam ediyorum. 

Fehmi biraz irice doğduğu için yenidoğan kıyafetlerini iki kereden fazla giyemedi. Sonrasında da hızlıca büyüdüğü için 0-3 aylıkları da aynı şekilde çok fazla giyemedi. Şuan 5 buçuk aylık ve şimdiden bir büyük kutu küçülen kıyafeti oldu. 

Ben de ne yaptım? Bu duruma el attım :)

Meğersem bebek kıyafetleri dikmek hem kolay hem de çok eğlenceliymiş. En önemlisi de çok ekonomikmiş :) Evdeki parça kumaşlarla artık Fehmi'yi bedavaya giydiricem sanırım. Ehe ehe.

Üzerine tam olan pantolonu kumaşın üzerine serip kestim. Beline de bir lastik, işte bu kadar.

Her zaman olduğu gibi pinterestten ilham alınası çok proje var. Bir bir onları yapıp paylaşmak niyetindeyim.

Buyrunuz fotolara.







Sevgiler
Gonca



29 Eylül 2017 Cuma

Kabak Kavurması




Bal kabağını bahçede yetiştirdiğimiz için, bütün bir balkabağını bozulmadan tüketmenin yollarından biri de bu yemekten geçiyor. Diğer yollar ise, balkabağı çorbası ve balkabaklı kek. Belki bir gün abartıp pumpkin spice latte de denerim, kim bilir :) 




Bu yemek benim en sevdiğim yemeklerden birisidir. Hele de yanında acı süs biberi varsa masadan biraz zor kalkarım :) 





Kabaca tarif etmem gerekirse, soğanı, sarmısağı, kabakları küp küp doğruyoruz, zeytinyağında soğanı, sarmısağı biraz kavurup kabakları ilave ediyoruz. Kabaklar suyunu salıp çekip yumuşayınca içine kırmızı toz biber ekleyip bir süre daha kavurup altını kapatıyoruz. İşte bu kadar.
İsterseniz kırmızı biberi eklemeden önce domates rendesi de ilave edebilirsiniz. 

Servis ederken üzerine sulandırılmış süzme yoğurt ve pul biber çok yakışıyor. 



Afiyet olsun :)


2 Eylül 2017 Cumartesi

Makrome El Çantası


Bu yaz bir çok mağazada makrome örgüsüyle örülmüş çantalara rastladim. Açıkçası desen ve kullandiklari iplikleri pek başarılı bulmadım. Üstelik fiyatları da oldukça pahalıydı. Daha önceden kendim de bu teknikle bir çanta örmüştüm. O nedenle ürün/maliyet karşılaştırması yapmak çok zor olmadı :) 

Siz de fabrikasyon ürünlere yüksek rakamlar ödemek istemiyorsanız, istediğiniz boyutlarda, istediğiniz desende hatta istediğiniz renkte makrome çanta örebilirsiniz.


Ben ipliğimi Kemeraltı'ndan aldım. Böyle bir çantadan 4-5 adet çıkarabilecek miktarda dolanmış olarak satılıyor. Fiyatı 9-13 tl arasında değişiyor. Ham renk ve pamuk olduğu için, toz kumaş boyasıyla boyanması kolay oluyor. Ben boyamadım ama en kısa zamanda bir çanta daha örüp degrade tekniğiyle boyamayı düşünüyorum.


Örme tekniği konusunda Pinterest ve Youtube bir derya deniz. O nedenle burada anlatmıyorum. Benden daha güzel ve detaylı anlatanların hakkını yemeyeyim :) Ama bana soracağınız bir soru varsa seve seve yanıtlarım.




Sevgiler
Gonca

28 Temmuz 2017 Cuma

Son günlerde...



    Fehmicik hızla büyüyor. Ve aramızdaki iletişim güçlendikçe annelik daha güzel bir hal alıyor. El hareketleri, çıkardığı sesler, ağlamaları, mimikleri her geçen gün daha bir anlaşılır oluyor ve böylelikle ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu daha rahat anlayabiliyorum.

   İlk iki hafta eşimin ailesi yardımcı oldu. Onlar Trabzon'da yaşadıkları için çok uzun süre kalamadılar ve döndüler. Daha sonra benim ailem yardımcı oldu. İlk haftaların zorluklarını aşmamda gerçekten katkıları büyük. Gerçi Fehmi çok zor bir 3 ay geçirmedi. Gazını kendisi çıkarabildi, iştahı hep yerindeydi, geceyi uyuyarak gündüzü ara ara uyuyup genelde uyanık kalarak geçirdi. Tam bu noktada bi maşallahınızı alırız :) Nazara inanan biri olduğum için bu tip cümleleri kurarken çekindim hep ama yalan söylemeyi de doğru bulmadığım için gerçekleri söyleyip Allah'a şükür ettim. Bebek büyütmek gerçekten zor iş. Kafanızda her an acabayla başlayan bir sürü soru, inşallahla başlayan bir sürü cümle dolaşıyor. İnternet bazen rahatlatıyor, bazen de endişemize endişe ekliyor. O nedenle interneti düzgün kullanmak, hangi sitelere bakmak geektiğini bilmek gerçekten çok önemli. Bu hamilelik döneminde de böyle. Kadınlarkulübü sitesinde az kafaları yemedim :) Felaket tellalcılığı yapan bir sürü kadın var orda aman dikkat :)

   Son 3 haftadır Fehmi'yle evde yalnızız. Uyanık olduğu zamanlarda onu oyalamak biraz meşakkatliyse de birlikte baya eğleniyoruz. Uyku - oyun - emzirme - kucakta dolaştırma - altını alma döngüsü içinde yaşayıp gidiyoruz. Öğle araları, akşamları ve hafta sonları da babamız Fehmi'yle ilgilenirken ben de evle ilgileniyorum. (Yazar burda kendisiyle ilgilenemediğini kastediyordu. Olsundu. Ona da bir gün sıra gelirdi.)

   Gün içinde evde çok fazla televizyon açmak istemiyorum. Çünkü Fehmi hemen kafasını çevirip televizyona kitleniyor. Ben de bu nedenle telefondan ya da bilgisayardan internette dolaşıyorum. En çok da instagramda geziyorum. Hamilelik dönemimde benle aynı zamanlarda hamile olan bazı bloggerları, yazarları, oyuncuları takip etmeye başlamıştım. Şimdilerde de çocukları beraber büyütüyoruz :) Onların tecrübelerinden yararlanıyorum, bazen de çektikleri sıkıntılardan bahsediyorlar, yalnız değilmişim diyorum.

   Instagram demişken...
Son zamanlarda beni çok rahatsız eden bir durum var. İnsaların dış görünüşleriyle, inançlarıyla, yaptıklarıyla dalga geçmek, onları aşağılamak, hakaret etmek, eleştirmek çok kolay yapılabilir hale geldi. Hemen bir "dm" atıp fikirlerini mantık süzgecinden geçirmeden yazan bir sürü insan türedi. Bunları yapanlar da koca koca insanlar, anneler, öğretmenler... Ağzım açık bakakalıyorum çoğu zaman. Allah bu tip mesajlar alan insanlara büyük sabır versin. Kendimi onların yerine koyuyorum da, ben bu saygısızlığa dayanamazdım gibi geliyor.

   Bu da böyle bir yayın oldu. Biraz günlerimden bahsettim, biraz içimi döktüm. Fehmi kıpırdanmaya başladı. Birazdan uyanır. O yüzden yazımı toparlıyım.

   Kendinize,  sevdiklerinize iyi bakın.
   Sevmediklerinizi ise boşverin. Kötü söz söyleyeceğinize görmezden gelin olup bitsin.
   Çünkü dünyayı iyilik, güzellik kurtaracak.
   Sevgiler.
   Gonca

26 Mayıs 2017 Cuma

DIY - TV Ünitesi


İstediğiniz gibi bir televizyon ünitesi / kitaplık bulamıyorsanız yapacağınız iki şey vardır:
Ya bir marangoza yaptıracaksınız, ya da kolları sıvayacaksınız :)

Biz ikinciyi seçtik ve tam da istediğimiz gibi bir sonuca ulaştık, hem de sadece iki akşam iş çıkışı üzerinde çalışarak.

Malzemeler aşağıdaki gibi:
 3 adet açık raf
 2 adet seperatör panel. Tek başına fotoğraflamayı unutmuşum. Arka kısımdaki delikli kısım. (panellerin boylarını rafların boyuyla aynı boyda olacak şekilde Koçtaşın kesim bölümünde kestirdik. Böylece iki büyük panel iki de küçük panelimiz oldu)

 2 kutu boya + fırça 


Hepsini Koçtaş'tan aldık.
Kaç adet alınması gerektiğini yanlarına yazdım.

Yapımına gelince;
İlk önce demonte olan 3 adet rafı monte ediyoruz. Sonra rafları ve seperatör panelleri ayrı ayrı boyuyoruz. Kuruduktan sonra raflarla aynı boyda kestirdiğimiz panelleri rafların arkasına çivi ile tutturuyoruz. Böylece televizyonun iki yanında kalan kısımlar bitmiş oluyor.

Televizyonun altında kalan kısım için de, 1 adet rafı tam ortadan testere ile kesiyoruz ve bu iki parçayı yan yana monteliyoruz. Panelleri kestirdikten sonra elimizde kalan iki küçük paneli de bu kısmın arkasına çivi ile sabitliyoruz.

En son da bu dört parçadan oluşan üniteyi birbirine sabitliyoruz.

Raf paketinden çıkan raf sayısı bize az geldiği için raf boyutlarında cam kestirip bunları da aralara yerleştirdik.

Ve çok amaçlı tv ünitemiz böylelikle evimizde yerini aldı :)









Fehmi biraz büyüyüp ayaklanınca da alt kısımlara yine Koçtaş'ta satılan panjur dolap kapaklarından takıcaz. Şimdilik bi kaç ayımız daha var :)

Sevgiler
Gonca


25 Mayıs 2017 Perşembe

DIY - Emzirme Geceliği


Hastane çantamı hazırlarken en zorlandığım şey lohusa geceliği bulmak oldu. Süslü püslü, dantelli gecelikler bana göre değildi. Bana göre deyip beğendiklerim de acayip pahalıydı. O zaman kendim dikerim deyip pinterestte gezinmeye başladım. Bir kaç fikri kendimce harmanlayıp işe koyuldum.

Kalıp olarak askılı bir bluzumu kullandım. İki kat yaptığım kumaşın üzerine yerleştirdim. 1cm dikiş payı vererek yanlarını + yakasını + kol evlerini kestim. Askı kısımlarını önde ve arkada 2cm uzatarak kestim ki daha sonra çıt çıtları dikebileyim. Geceliğin boyunu da istediğim uzunlukta bitirdim.

Dikiş makinesiyle önce yanları birleştirdim, sonra etek ucunu ve kol evlerini kıvırdım. Yakasını dümdüz kıvırmak yerine, kumaşın kenarlarındaki püskül kısımını ince şerit halinde keserek monte ettim. En son askıların en ucuna dikdörtgen şeklinde parça kesip diktim. Üzerlerine de 3er adet çıtçıtı elimde diktim.

Bu sayede 1 tl çıtçıt + 2 tl kumaş maliyetiyle, 3 tl gibi bir rakama istediğim gibi bir geceliğim oldu :)
Hoş, doğumdan sonra hastanede geceliği giydikten hemen sonra lekeleyip yedek geceliğimi giymek zorunda kaldım ama ne yapabilirim, kısmet böyleymiş :) 









Sevgiler
Gonca

20 Nisan 2017 Perşembe

Hamileliğim & Doğum Hikayem


Algıda seçicilik mi yoksa takip ettiğim bloggerların / kişilerin genelde belli bir yaş aralığında olmasından mıdır bilinmez, herkes ebeveyn olma yolunda ya da benim hamileliğim süresince olmuş durumda. Bu durum benim açımdan hem iyi hem de kötü oldu. İnstagramda, bloglarda, kitaplarda hamilelerin tecrübelerini okudukça bazen paranoyaklaştım bazen rahatladım. Ama en nihayetinde diyebilirim ki, her hamilelik ve her doğum kendi hikayesiyle geliyor bunu bir kez daha anladım.

Hamileliğim Allahıma şükürler olsun çok rahat geçti.

İlk trimesterı pek hatırlamıyorum. Büyük bir bölümü uyuyarak geçti :) Hiç mide bulantım, kusmam, koku hassasiyetim olmadı. Sadece yiyip içip uyudum :)

İkinci trimester genelde hamileliğin balayı gibi geçermiş. Dedikleri gibi de oldu. Karnım henüz büyümemişti. İşe gidip gelmekte pek sıkıntı yaşamadım. Sadece artan iştahım ve çabucak dolan midem aralarında anlaşamadılar o kadar :)

Üçüncü trimester, yer çekimiyle ve kapasitesi azalmış idrar kesemle savaş halinde geçti. Sürekli yere bir şeyler düşürdüm ve büyüyen karnım sayesinde almakta çok zorlandım. Geceleri en az
3 kere çişe kalktım. Yatakta sağdan sola dönmek bile zorken üç kere yataktan kalkmak ne kadar zor olabilir siz tahmin edin. Bunun dışında artık iyice hissedilen tekmeler, minik adamın hıçkırıkları, odasının hazırlıkları, alışverişler son trimesterın en güzel yanlarıydı :)

Ve doğum hikayem.

37inci haftadaki çatı muayenesi sonrası moralim biraz bozuldu. Çünkü normal doğum için yeterince geniş değil dedi doktorum, ama çok da dar değil dedi. Bekleyelim görelim dedi.
Ben hep 40 haftaya kalmadan gelir bebeğim diye düşünüyordum. 38de gelir, bilemedin 39da diye geçiriyordum içimden. Ama kendisi 40+3te gelmek istedi :)

Sabaha karşı 4te ilk sancı geldiğinde içimi bir heyecan kapladı :) Sonra aralıkları azalarak aynı şiddette devam etti. Bu sırada duş aldım, biraz uyudum, kahvaltı ettim. Saat 8'de nişanım geldi. Biraz daha bekleyip, doktorumu aradım hastaneye gel dedi. 12 gibi hastaneye giriş yaptık. Henüz hiç açılmamıştım. Kendi sancılarım açılmaya yetecek şiddette değildi. Yatışım yapıldı, suni sancıya başlanıldı. Sancıların şiddeti giderek artmaya, ben de açılmaya başlamıştım. Artık dayanamayacağım boyuta ulaşmıştı sancıların şiddeti. Epidural takıldı, bir doz iğne yapıldı. Sancıların şiddetini daha az hisseder oldum, dinlenme fırsatı bulmuştum. Epiduralin etkisi geçmeye başladı ve sancılar yine dayanılmaz boyuta ulaştı, bir doz daha epidural yapıldı. suni sancının hızı artırıldı, böylece açılmam hızlandı. Gece 10 buçuktan sonrası benim çığlıklarım, ağlamalarım, doktorumla yaptığımız ıkınma egzersizleri, su kesesinin patlatılması ile geçti. Nihayet yeterince açılmıştım ve bebek de iyice aşağı inmişti. Doğumhaneye alındım. Doktorumun komutlarıyla, ebemin ve eşimin yardımıyla çalıştığımız gibi ıkınmaya başladım. İki ıkınma arası artık nefes almaya bile takatımın kalmadığını hatırlıyorum. Nihayetinde, saat 23:15'te doğum gerçekleşti. O anki rahatlama paha biçilemez. Birden tüm acılarım ve yorgunluğum dinmişti. Dikişlerim atılırken doktorumla tekstil sektöründen sohbet ediyorduk :)

Bebeğimiz 4 kilo 40 gr olarak dünyaya geldi. Boynuna kordon dolanmıştı ve biraz da içerde kakasını yapmıştı ama çok şükür ki ikisi de bir sorun teşkil etmedi.

Doğumumun kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. Okuduğum, dinlediğim, hayal ettiğim bir doğum gibi değildi. Zordu ama kesinlikle buna değerdi. Allah isteyen herkese bu duyguyu yaşatsın dilerim.

İlk bir haftamız geçti bile. Doğum kadar zor olan başka bir konu da emzirme konusu. şimdilik düzene oturtmaya çalışıyoruz. Bu konuda da ne kadar okuduysam izlediysem de bebek kendi emme zamanını, tarzını kendi yaratıyor. Çatlaklar için de herkes bir şey söylüyor. Ben ayva çekirdeği jeli kullanıyorum. Düzelmesine çok az kaldığını hissediyorum.

Artık blogumun yeni bir konusu daha oldu.

Canım oğlum Fehmi Tuna.

Bakalım bizi ne maceralar bekliyor.

Sevgiler.
Gonca



4 Şubat 2017 Cumartesi

Avokadolu Dip Sos

Yemek.com'u bilir misiniz? 
Yeni tariflerin, pratik bilgilerin, eğlenceli içeriklerin olduğu bir site. Ben orada vakit geçirmeyi pek severim. Orada görüp denemek için kaydettiğim bir sürü tarifim var. Geçenlerde fırına patatesleri attığımda bir yandan da kaydettiğim sos tariflerinden birini yapıverdim. İnanılmaz pratik ve lezzetli oldu. Patatesler fırından çıkmadan çoktan hazırdı. 

Tarif, sitenin yazarlarından Alp Tuncer'e ait. Ben ölçülerle biraz oynadım. Orjinali için buraya tıklayabilirsiniz. Benim ölçülerim de aşağıdaki gibi.

Avokadolu Dip Sos

* 1 adet olgun avokado
* 2-3 dal taze soğan
* 2-3 tatlı kaşığı süzme yoğurt 
* 2 tatlı kaşığı limon suyu
* 2 yemek kaşığı zeytinyağı
* Karabiber
* Tuz


Taze soğanları ince ince doğruyoruz ve tüm malzemeleri iyice karıştırıp krema kıvamına getiriyoruz.

Afiyet olsun :)

Yanına benim gibi patates yapmak isterseniz de, kızartmak yerine, doğrayıp yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisinde patatesleri yağlamadan sadece biraz tuzlayarak fırında kızarana kadar pişirebilirsiniz.






Sevgiler
Gonca

19 Ocak 2017 Perşembe

Kestaneli Pekmezli Kurabiye

Yemek defteri tutma gibi bir alışkanlığımın olmayışından dolayı, yapıp beğendiğim tarifleri tekrar yapmak için bulmak benim için sıradan bir şeye dönüştü :( Aslında iki kere niyetlendim. Deftere güzel güzel yazmaya, varsa yemeğin fotoğrafını yapıştırmaya başladım. Ama 4. - 5. tariften sonrası hep fiyaskoyla sonuçlandı. Şimdi o defterlerimin arası minik kağıtlara yazılmış ama onlara da başlık atmadığım için ne tarifi olduğunu anlamanın çok zor olduğu tariflerle dolu. 

İnternetten yeni bir tarif bulduğumda ve yapmaya niyetlendiğimde, genellikle cep telefonundan bakıyorum tarife. Onun da ekran koruyucu nedeniyle ekranının kararması yüzünden stres atmak için girdiğim mutfakta sinirlerimin gerildiği olmuyor değil :)

O nedenle yaptığım ve beğendiğim tarifleri blogumda toparlamaya karar verdim. 

Burada fotoğraflarıyla birlikte kayıt altında olması en güzeli olucak sanırım :)

** 

Bu tarifi geçen sene yapmıştım. Fotoğrafların arasında gezerken rastladım.  O sıra çok sık yaptığımdan olsa gerek uzun bir süredir yapmıyorum. 

Tarifini nereye yazdığımı bulmak baya bir zamanımı aldı. Başlık atmadığımdan dolayı malzeme listesinden tanıdım.Üstelik kaynağını da not almamışım :( İnternete malzeme listesini girip aradım ancak kaynağına ulaşamadım. 

Gelelim tarifimize.

Kestaneli - Pekmezli Kurabiye


Hamur malzemeleri: 
250 gr tereyağı
1 yumurta sarısı (beyazı üzerine sürülecek)
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı yoğurt
2 paket kabartma tozu
1 paket vanilin
4-5 su bardağı un

İç malzemeleri:
Kestane
Kuru incir
Kuru üzüm
Yarım su bardağı şeker
Yarım su bardağı su
1 tatlı kaşığı tarçın

Üzeri için:
Yumurta beyazı
Fındık
Pekmez


Yapılışı:
Hamur malzemelerini bir güzel yoğuruyoruz.
İç harcımız için kestaneleri haşlıyoruz. İncirleri doğruyoruz. Diğer malzemelerle birlikte şeker eriyip su buharlaşıncaya kadar tavada pişiriyoruz.
Hamurdan yuvarlak parçalar koparıp içine harcımızdan koyup yuvarlak şekil veriyoruz.
Önce yumurta akına sonra fındığa batırıp 200 derece önceden ısıtılmış fırına veriyoruz.

Üzeri çok kızarmayacak şekilde pişirip, fırından çıkarıp, daha sıcakken, bir kaç kaşık pekmez döküyoruz.

Hamurunda şeker olmadığı için pekmezi dökmeyi ihmal etmemiz gerekiyor. 


* İç harcı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Elmalı - Cevizli - Balkabaklı - Havuçlu - Kayısılı.. aklımıza ne gelirse ya da evimizde o an hangi malzeme varsa.

Afiyet olsun :)







Sevgiler
Gonca

10 Ocak 2017 Salı

Temelli geldim :)

Eskiden bi defterim vardı. Yaptıklarımın fotoğraflarını çeker, renkli çıktısını alır, bu deftere yapıştırırdım. Aynı zamanda blogda da paylaşırdım. Defter dolunca yenisine başlayamadım. Ama işin üzücü tarafı bloga yazmayı bırakmam oldu. Daha doğrusu bloga yazmayı seyrekleştirmem oldu. 

Ama bugün aldığım kararla bloggerlığa geri dönüyorum :) Anılarım, yaptıklarım, dinlediklerim, izlediklerim burada yer almaya devam edecek. Arşive baktığımda neler yapmışım görüp hatırlayabileceğim. Bu güzel duyguyu tekrar yaşayabileceğim. 

Bu sözüm de burada dursun ki arada dönüp gaza gelebileyim :)




Sevgiler
Gonca