Gonca
16 Temmuz 2023 Pazar
İple Ayna Çerçeve Kaplama
14 Temmuz 2022 Perşembe
Yeni ev - Tadilat - Mutfak
Dün dolunay vardı. Dolunay günü bazı sayfaları kapatmak, yarım kalan işleri toparlamak, fazlalıklardan kurtulmak gerekiyormuş. Instagramda bu bilgi karşıma çıktığında ben de telefonumdaki karmaşayı azaltmak için düzenleme çalışmalarına başlamıştım. Tatlı bir tesadüf oldu.
Kullanmadığım uygulamaları sildim önce. Sonra kategorilerine göre gruplandırdım. Gerekli gereksiz indirdiğim dosyaları sildim. En son da galeriye baktım. "Home" klasörümde gezerken de blogumun varlığını hatırladım. Çünkü liseden beri dekorasyon bloglarını takip ederim. Bunun yanı sıra Pinterest'te yılların birikimi bir dekorasyon albümüm, Youtube'ta yenileme videolarında harcanmış dakikalarım var :)
Blogumu çok severdim. Daha DIY kavramı Türkiye'de yeni yeni duyulurken ben burada bir sürü proje yapmıştım. Her hafta yeni bir tanesini yapmak için emek ve zaman harcardım. Yayınlayıp okuyucularımla etkileşime girdikçe de mutlu olurdum. Sonra bu tip bloggerlar çoğalıp hepsi instagramda anlık paylaşımlarla beğeni ve yorum alma çılgınlığı yarışına kapılınca ve yaptığım şeyin basitleştiğini görünce iyice soğudum. Aslında yine proje yapmaya devam ediyorum. Sayıca belki azaldı ama hiç bırakmadım. Galerim hala yaptığım ama paylaşmadığım DIY projeleri ile dolu.
Bu projeleri blogumda yayınlamak, fotoğraflara bakarak anılarımı not almak, 3 yıl sonra bloguma dönmek iyi gelecek düşüncesi ve bayram tatilinin de rahatlığıyla yeniden yazmaya karar verdim. Çünkü ara ara bloguma gelip eski yayınlarımı okumak bana iyi geliyor. Unutup gideceğim bir çok şeyi burada görünce tekrar hatırlamak hoşuma gidiyor.
Evet o zaman ilk yayınımla başlıyorum.
***
Geçen yılın sonunda ev aldığımızda yılların dekorasyon bilgi birikimini kullanmanın vakti geldiği için çok heyecanlıydım. Aldığımız ev klasik detaylara sahipti. Yerler, kapılar, dolaplar, duvarlar yıpranmıştı. Ve özellikle tadilatı daha çok kendi imkanlarımızla ve ekonomik olarak yapabileceğimiz şekildeydi.
Eve taşınmamız için 1 ayımız vardı. 1 ayda satın alımdan elimizde kalan para ile en çabuk hangi tadilatı yapabiliriz diye düşündük. Sırasıyla duvarların boyanmasına, tahta tabanların zımparalanıp cilalanmasına, mutfak, balkon ve koridorun yerlerine seramik kaplanmasına, mutfak duvarındaki parlak fayansların sıvanmasına, kapıların boyanıp kapı kollarının değişmesine, mutfak dolaplarının boyanmasına, tezgahın değişmesine karar verdik.
Bu saydıklarımdan mutfak dolaplarınn boyanması dışındaki tüm işlemler için 1 boya ustası, 1 de seramik döşeme ustası ile anlaştık. Mutfak dolaplarını da eşim ile birlikte boyadık.
Her instagram kullanıcısı Cadence boyalar ile yapılan dönüşümlere şahit olmuştur :) Ben de mutfak dolapları oldukça sağlam olduğu için bu akıma kapıldım ve gerekli malzemeleri satın aldım. Açıkçası şu an hangi üründen kaç kg kullandım hatırlamıyorum ama ilk siparişimden sonra 2 kere daha sipariş vermek zorunda kaldığımı hatırlıyorum.
Öncelikle mutfağın ilk halini şuraya koyayım.
14 Haziran 2019 Cuma
Sade yaşam

Kaç eşyayı sırf ucuz diye alıyoruz?
Kaç kilo sebzeyi ve meyveyi tüketemediğimiz için çöpe atıyoruz?
Kaç kere bir saatlik kahve keyfimiz için doğada yüzyıllarca çözünmeyecek plastikler kullanıyoruz?
Bu soruları kendime sorduğumda "gerçekten neden bunları yapıyorum?" ile "bir tek benimle mi kurtulacak dünya" arasındaki ince çizgide gidip geliyorum.
Sadelik, sade yaşam, arınmak, sıfır atık, doğa, doğallık, minimalizm ...
Bana çağrıştırdığı şeyler çok hoş ve güzel. Peki yapabiliyor muyum? Bu kelimeleri hayatıma uyarlayabiliyor muyum? Bazen evet bazen hayır.
Mesela sırf hatıra diye sakladığım, kutularda, dolapların içinde duran eşyalardan vazgeçeli bir süre oluyor. Yazılı sayfaların fotoğraflarını çektim ve elektronik ortamda depoladım.
Kendime yabancıların "beeswax wrap" dedikleri, pamuk kumaşa balmumu kaplama ile kuru yiyeceklerimi saklayabileceğim bezler yaptım. Streç film ya da buzdolabı poşeti kullanımımı bu sayede baya azalttım. (Yapımını ilerleyen günlerde paylaşmak isterim.)
Bez çantalar ile malum hepimiz son zamanlarda daha çok içli dışlı olduk. Öncesinde de kullanıyordum ama artık özellikle markete giderken bez çantasız gitmiyorum.
Dışarı çıkarken suyumu evden kendi termosuma doldurmaya özen gösteriyorum.
Bambu saplı diş fırçası kullanıyorum.
Cilt yıkama süngerlerim kabak lifinden.
Bunlar şimdilik hayatıma adapte edebildiğim şeyler, ancak şampuan, deterjan kutuları, bebek bezi, ıslak mendil, marketten aldığım çoğu şeyin paketleriyle nasıl başa çıkabilirim bilmiyorum.
Her akşam kapıcıya verdiğim dolu çöp poşetini gördükçe üzülmeye devam ediyorum.
En çok da meyve/sebze atıklarımı da bu poşetlerin içinde gönderdiğim için vicdanımı çok rahatsız hissediyorum. Bir bahçem olsa, kompostumu yapsam, yeni bitkilere vitamin olsa...
Ne kadar basit bir istek.
Bir o kadar da imkansız.
Hayatımı sadeleştirme konusunda eşyalarda durum böyle iken, peki ilişkilerde nasıl?
Kendimi yakın hissetmediğim halde kaç kişiyle arkadaşlık yapıyorum?
Sosyal medyada takip ettiklerim bana ne katıyor?
Onlardan ne öğreniyorum?
Bunlar üzerinde daha fazla düşünmem gerek.
Sadeleşme üzerine yazmaya devam edeceğim...
20 Mart 2018 Salı
Hamsiköy Sütlacı
3 Kasım 2017 Cuma
Diş
1 Ekim 2017 Pazar
DIY - Bebek Pantolonu
29 Eylül 2017 Cuma
Kabak Kavurması
2 Eylül 2017 Cumartesi
Makrome El Çantası
28 Temmuz 2017 Cuma
Son günlerde...
İlk iki hafta eşimin ailesi yardımcı oldu. Onlar Trabzon'da yaşadıkları için çok uzun süre kalamadılar ve döndüler. Daha sonra benim ailem yardımcı oldu. İlk haftaların zorluklarını aşmamda gerçekten katkıları büyük. Gerçi Fehmi çok zor bir 3 ay geçirmedi. Gazını kendisi çıkarabildi, iştahı hep yerindeydi, geceyi uyuyarak gündüzü ara ara uyuyup genelde uyanık kalarak geçirdi. Tam bu noktada bi maşallahınızı alırız :) Nazara inanan biri olduğum için bu tip cümleleri kurarken çekindim hep ama yalan söylemeyi de doğru bulmadığım için gerçekleri söyleyip Allah'a şükür ettim. Bebek büyütmek gerçekten zor iş. Kafanızda her an acabayla başlayan bir sürü soru, inşallahla başlayan bir sürü cümle dolaşıyor. İnternet bazen rahatlatıyor, bazen de endişemize endişe ekliyor. O nedenle interneti düzgün kullanmak, hangi sitelere bakmak geektiğini bilmek gerçekten çok önemli. Bu hamilelik döneminde de böyle. Kadınlarkulübü sitesinde az kafaları yemedim :) Felaket tellalcılığı yapan bir sürü kadın var orda aman dikkat :)
Son 3 haftadır Fehmi'yle evde yalnızız. Uyanık olduğu zamanlarda onu oyalamak biraz meşakkatliyse de birlikte baya eğleniyoruz. Uyku - oyun - emzirme - kucakta dolaştırma - altını alma döngüsü içinde yaşayıp gidiyoruz. Öğle araları, akşamları ve hafta sonları da babamız Fehmi'yle ilgilenirken ben de evle ilgileniyorum. (Yazar burda kendisiyle ilgilenemediğini kastediyordu. Olsundu. Ona da bir gün sıra gelirdi.)
Gün içinde evde çok fazla televizyon açmak istemiyorum. Çünkü Fehmi hemen kafasını çevirip televizyona kitleniyor. Ben de bu nedenle telefondan ya da bilgisayardan internette dolaşıyorum. En çok da instagramda geziyorum. Hamilelik dönemimde benle aynı zamanlarda hamile olan bazı bloggerları, yazarları, oyuncuları takip etmeye başlamıştım. Şimdilerde de çocukları beraber büyütüyoruz :) Onların tecrübelerinden yararlanıyorum, bazen de çektikleri sıkıntılardan bahsediyorlar, yalnız değilmişim diyorum.
Instagram demişken...
Son zamanlarda beni çok rahatsız eden bir durum var. İnsaların dış görünüşleriyle, inançlarıyla, yaptıklarıyla dalga geçmek, onları aşağılamak, hakaret etmek, eleştirmek çok kolay yapılabilir hale geldi. Hemen bir "dm" atıp fikirlerini mantık süzgecinden geçirmeden yazan bir sürü insan türedi. Bunları yapanlar da koca koca insanlar, anneler, öğretmenler... Ağzım açık bakakalıyorum çoğu zaman. Allah bu tip mesajlar alan insanlara büyük sabır versin. Kendimi onların yerine koyuyorum da, ben bu saygısızlığa dayanamazdım gibi geliyor.
Bu da böyle bir yayın oldu. Biraz günlerimden bahsettim, biraz içimi döktüm. Fehmi kıpırdanmaya başladı. Birazdan uyanır. O yüzden yazımı toparlıyım.
Kendinize, sevdiklerinize iyi bakın.
Sevmediklerinizi ise boşverin. Kötü söz söyleyeceğinize görmezden gelin olup bitsin.
Çünkü dünyayı iyilik, güzellik kurtaracak.
Sevgiler.
Gonca
26 Mayıs 2017 Cuma
DIY - TV Ünitesi
3 adet açık raf
2 adet seperatör panel. Tek başına fotoğraflamayı unutmuşum. Arka kısımdaki delikli kısım. (panellerin boylarını rafların boyuyla aynı boyda olacak şekilde Koçtaşın kesim bölümünde kestirdik. Böylece iki büyük panel iki de küçük panelimiz oldu)
2 kutu boya + fırça 25 Mayıs 2017 Perşembe
DIY - Emzirme Geceliği
20 Nisan 2017 Perşembe
Hamileliğim & Doğum Hikayem
Hamileliğim Allahıma şükürler olsun çok rahat geçti.
İlk trimesterı pek hatırlamıyorum. Büyük bir bölümü uyuyarak geçti :) Hiç mide bulantım, kusmam, koku hassasiyetim olmadı. Sadece yiyip içip uyudum :)
İkinci trimester genelde hamileliğin balayı gibi geçermiş. Dedikleri gibi de oldu. Karnım henüz büyümemişti. İşe gidip gelmekte pek sıkıntı yaşamadım. Sadece artan iştahım ve çabucak dolan midem aralarında anlaşamadılar o kadar :)
Üçüncü trimester, yer çekimiyle ve kapasitesi azalmış idrar kesemle savaş halinde geçti. Sürekli yere bir şeyler düşürdüm ve büyüyen karnım sayesinde almakta çok zorlandım. Geceleri en az
3 kere çişe kalktım. Yatakta sağdan sola dönmek bile zorken üç kere yataktan kalkmak ne kadar zor olabilir siz tahmin edin. Bunun dışında artık iyice hissedilen tekmeler, minik adamın hıçkırıkları, odasının hazırlıkları, alışverişler son trimesterın en güzel yanlarıydı :)
Ve doğum hikayem.
37inci haftadaki çatı muayenesi sonrası moralim biraz bozuldu. Çünkü normal doğum için yeterince geniş değil dedi doktorum, ama çok da dar değil dedi. Bekleyelim görelim dedi.
Ben hep 40 haftaya kalmadan gelir bebeğim diye düşünüyordum. 38de gelir, bilemedin 39da diye geçiriyordum içimden. Ama kendisi 40+3te gelmek istedi :)
Sabaha karşı 4te ilk sancı geldiğinde içimi bir heyecan kapladı :) Sonra aralıkları azalarak aynı şiddette devam etti. Bu sırada duş aldım, biraz uyudum, kahvaltı ettim. Saat 8'de nişanım geldi. Biraz daha bekleyip, doktorumu aradım hastaneye gel dedi. 12 gibi hastaneye giriş yaptık. Henüz hiç açılmamıştım. Kendi sancılarım açılmaya yetecek şiddette değildi. Yatışım yapıldı, suni sancıya başlanıldı. Sancıların şiddeti giderek artmaya, ben de açılmaya başlamıştım. Artık dayanamayacağım boyuta ulaşmıştı sancıların şiddeti. Epidural takıldı, bir doz iğne yapıldı. Sancıların şiddetini daha az hisseder oldum, dinlenme fırsatı bulmuştum. Epiduralin etkisi geçmeye başladı ve sancılar yine dayanılmaz boyuta ulaştı, bir doz daha epidural yapıldı. suni sancının hızı artırıldı, böylece açılmam hızlandı. Gece 10 buçuktan sonrası benim çığlıklarım, ağlamalarım, doktorumla yaptığımız ıkınma egzersizleri, su kesesinin patlatılması ile geçti. Nihayet yeterince açılmıştım ve bebek de iyice aşağı inmişti. Doğumhaneye alındım. Doktorumun komutlarıyla, ebemin ve eşimin yardımıyla çalıştığımız gibi ıkınmaya başladım. İki ıkınma arası artık nefes almaya bile takatımın kalmadığını hatırlıyorum. Nihayetinde, saat 23:15'te doğum gerçekleşti. O anki rahatlama paha biçilemez. Birden tüm acılarım ve yorgunluğum dinmişti. Dikişlerim atılırken doktorumla tekstil sektöründen sohbet ediyorduk :)
Bebeğimiz 4 kilo 40 gr olarak dünyaya geldi. Boynuna kordon dolanmıştı ve biraz da içerde kakasını yapmıştı ama çok şükür ki ikisi de bir sorun teşkil etmedi.
Doğumumun kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. Okuduğum, dinlediğim, hayal ettiğim bir doğum gibi değildi. Zordu ama kesinlikle buna değerdi. Allah isteyen herkese bu duyguyu yaşatsın dilerim.
İlk bir haftamız geçti bile. Doğum kadar zor olan başka bir konu da emzirme konusu. şimdilik düzene oturtmaya çalışıyoruz. Bu konuda da ne kadar okuduysam izlediysem de bebek kendi emme zamanını, tarzını kendi yaratıyor. Çatlaklar için de herkes bir şey söylüyor. Ben ayva çekirdeği jeli kullanıyorum. Düzelmesine çok az kaldığını hissediyorum.
Artık blogumun yeni bir konusu daha oldu.
Canım oğlum Fehmi Tuna.
Bakalım bizi ne maceralar bekliyor.
Sevgiler.
Gonca



















